Algı Kapıları / Aldoux Huxley

Aldoux  Huxley
Algı Kapıları  & Cennet ve Cehennem

İmge Yayınevi

ÖZET NAFİLE, BARİ ALINTILAR:

“Eğer algı kapıları temizlenseydi, herşey insana, olduğu gibi görünürdü; Sonsuz..”   William Blake

o    Kendinin bilincinde olan benlik daima sınırlarını aşmak ister. Bu ruhun başta gelen taleplerinden biridir.
o    Fanilik ayna zamanda ebedi hayattır, daimi bir yokoluş, aynı zamanda saf bir varoluştur.
o    Kendimizi evrenin tek varisi olarak hissettiğimizde, deniz damarlarımızda aktığında…ve yıldızlar mücevherlerimiz olduğunda, bütün şeyler sonsuz ve kutsal olarak algılandığında, tamahkarlık veya kendini üstün görmek için güç peşinde koşmak için veya kasvetli zevk biçimleri için nasıl bir güdümüz olabilir?
o    Geçmiş sabit ve değiştirilemez bir şey değildir. Her gelen kuşak geçmişin gerçeklerini yeniden keşfeder, değerlerini yeniden saptar, anlamları da mevcut zevkler ve uğraşlar bakımından yeniden tanımlar.  Aynı belgelerden, anıtlardan ve sanat eserlerinden her çağ kendi Ortaçağını, kendi Çin’ini, özgün Yunan’ını keşfeder.
o    İster beşeri  bilimler ya da doğa bilimleri açısından olsun, ister genel ya da uzmanlık alanı açısından olsun, bütün eğitim sistemimiz sözün hakimiyetindedir ve bu nedenle de kendinden beklenileni gerçekleştirmekte yeytersiz kalır.
o    Üzerine düşündükçe, konuşmada öylesine boş, bayağı  ve hatta züppece bir şey buluyorum ki; sanki insan doğanın ciddiyeti ve suskunluğu karşısında, yalnız bir kayanın karşısında veya yeşil tepelerin ıssızlığı içinde hissettiği türden bir dehşet yaşamaktadır.
o    Dil ve diğer diğer sembol sistemlerinden asla vazgeçemeyiz; çünkü sadece onlar aracılığıyla kendimizi hayvanların üstünde bir yere, insan seviyesine çıkardık. Ama bu sistemlerin yararlanıcıları olduğumuz  kadar kolaylıkla kurbanları da olabiliriz. Sözcükleri etkin biçimde kullanmalı öğrenmeliyiz ama aynı zamanda dünyaya, her verili gerçeği bir genel etiket veya açıklayıcı soyutlamanın bildik benzerliği içine sokarak bozan  yarı donuk kavramlar aracılığı ile değil de, doğrudan bakabilme yeteneğimizi korumalı ve mümkün olduğunca güçlendirmeliyiz.
o    Her birey doğar doğmaz kendini içinde bulduğu dil geleneğinin hem yararlanıcısı hem de kurbanıdır. Dil onun diğer insan deneyimlerinin biriktirilmiş insan kayıtlarına girebilmesini sağladığı ölçüde yararlanıcı, onu indirgenmiş bilincin mümkün olan tek bilinç olduğuna ikna ettiği ve onun gerçeklik duygusunu  bozduğu ölçüde kurbanıdır.
o    Doğası  gereği vücut bulmuş her ruh tek başına acı çekmeye ve zevk almaya mahkumdur.
o    Biz, insanlar birlikte yaşarız, birbirimize etki ve tepki gösteririz. Yine de, her zaman ve her durumda tek başımızayız. Yüksek bir ülkü uğruna kendilerini verenler arenaya elele çıkarlar fakat çarmıha yalnız başlarına gerilirler. Birbirlerini kucaklayan sevgililer çaresizce fakat boşuna, yalıtılmış coşkularını tek bir kendini aşkınlıkta eritmeğe çabalarlar. Varlık kazanmış her ruh, kendiliği gereği, acıyı ve zevki tek başına çeker. Tüm duyum, duygu, anlayış ve özlemler özel olmalarının yanısıra, simgeler ve dolaylı anlatımlar dışında bir başkasına iletilemezler. Aileden millete değin her insan topluluğu ada evrenlerden oluşan bir toplumdur.
o    İnsanlar göremediği şeyler hakkında hikayeler duymaktan her zaman hoşlanır. Masalsı bir hikaye dinlenirken gözlerin kapatılması bir davranış biçimi değil, gündelik nesnelerden içgörüye yapılan bir yolculuktur.
o    Gerçek sanatçılar bu içsel yolculuklara en sık çıkanlardır. Bu yüzden dünyada bedenen var olmamış milyarlarca karakter yaşar. Yaratılan, içlerden çıkarılan kitaplardan öteye geçen karakterler. İnsan yeni şeyler veya insanlar tanırken kendinden uzaklaşır. Hayal gücü böyle işler.
o    Bilinmeyenin teknikle açığa çıkarılan kısmı, ruhla açığa çıkarılanın yanında, bir el bombasının atom bombasının yanındaki etkisi kadardır.
o    Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir.Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.Yapabileceğin kadar söz ver, sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.
o    Kendi ahlaki değerleri olmayan bir tefekkür biçimi yoktur.
o    İnsanın  her şeyin ölçüsü olduğunu söylemekten hoşlanırız. Ama MONET için  NİLÜFERLERİN ölçüsü NİLÜFERLERDİ ve onları kendilerine göre resmetmişti.
o    Doğanın orta mesafeden tasviri alıştığımız bir şeydir; buna o kadar alışmışısızdır ki bizi her şeyin anlamının ne olduğunu bildiğimize inanacak derecede yanıltır.Çok yakından veya çok uzaktan veya tuhaf  bir açıdan görüntülenen şeyl er tedirgin edici bir yabancılık, bütün kavrayışın ötesinde bir harikuladelik taşırlar.
o    Çin  resminde vadide yol alan yolcular ne kadar küçüktür! Tepede yamaçta duran bambu kulübe ne kadar kırılgandır! Ve bu muazzam manzaranın gerisi boşluk ve sessizliktir. Yaşamını kendi varoluşunun kanunlarına göre sürdüren vahşi doğanın bu kendini açığa çıkarışı..
o    Biraz arkaya itilmiş ön plan denilebilecek şey tümüyle insanidir. Çok yakına veya çok uzağa bakıldığı anda insan ya ortadan kalkar ya da önceliğini yitirir..
o    Çin’de manzara ressamlığnın  yüksek bir sanat biçimi  düzeyine ulaşması yaklaşık 1000 yıl, Japonyada yaklaşık 600 yıl ve Avrupa’da yaklaşık 300 yıl önce oldu.
o    Viktoryen ardıç kuşu bize bir tür ders vermeye çalışır. Uzakdoğunun çekirge kuşu ise sadece olmakla, yoğun biçimde ve mutlak orada olmakla mutludur..
o    İnsanın tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır; kendisi.Derleyen: Nina

One Comment
  1. "Algı kapıları" benim çok kullandığım ve sevdiğim bir "algılama" biçimidir.Biraz felsefi olacak ama "algılayamasak" da tüm gerçeklikler (güzellikler de,çirkinlikler de)durup-dururlar yerinde…

    Çok sevdim. teşkl.
    pervin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir