rss search

Hitit’lerde Müzik ve Dans

line

Hattuşa’nın Şarkısı

Hitit’lerde Müzik ve Dans

NOT: Bu yazı ArkeoOkur.com’ dan alıntıdır

Paleolitik çağın insanı, taşı taşa vurduğundan beri, müzik, insani doğanın yani kültürün başlıca öğelerinden biri olmuştur. Soyutlama yeteneğiyle doğa güçlerini tanrılaştıran kadim toplumlar, ritm ve melodiyi dinsel ritüellerinin ayrılmaz bir parçası yapmıştır. Hitit kültüründe de müzik bu dinsel yönüyle öne çıkar. Çoğunlukla kralın başrahip sıfatıyla yönettiği kült törenlerine, tanrılardan bol hasat, bol hayvan dilemek, yapılacak bir savaşta onları yardıma çağırmak, diplomatik anlaşmalarda onların şahitliğinden yararlanmak, kuraklık veya salgın hastalıkları defetmek gibi amaçlar yüklenirdi. Müzik ve dans, bu törenlerin öz ve biçimini oluşturan önemli bir unsurdu.

Bu konuda bize ipuçları sağlayan arkeolojik belgeler, çivi yazılı tabletler ile kaya kabartmaları ve kült kaplarıdır. Hititler,  toplumsal ve ekonomik yapılarının gücünü, tanrıların gönlünü hoş tutarak sağladıklarına inanırlardı. Devletin devamlılığı için bu ön koşuldu. Tanrıları kızdırmamak gerekirdi. Bu yükümlülüğü sağlayan kral aynı zamanda başrahipti. Dolayısıyla dinsel görevler devlet işlerinin ayrılmaz bir parçasıydı ve kesin kurallarla yazılı hale getirilmişti. Krallığın sınırları içinde bulunan tüm kent ve tapınaklarda kült törenleri bu yazılı kurallara göre gerçekleştiğinden, Hititler, “standardizasyon” kavramını uygulayan ilk halklardan biri sayılabilir. Ayinlerin ne şekilde yapılacağını açıklayan yazılı belgeler, bizlere bu konuda geniş bilgiler sunar.

Tabletlerin dışında diğer bir kaynak da ayinlerde kullanılan kabartmalı kült ve libasyon kaplarıdır. Genelde vazoların üzerinde görsel olarak betimlenen ayin sahnelerinde dans eden ve müzik aleti çalan figürler bulunur. Buradaki anlatım zenginliği, Hitit müzik aletlerini net bir şekilde gösterir. Yine bu şekilde işlev gören bir diğer kaynak da kaya ve duvar rölyefleridir.

Boğazköy’de ele geçen kil tabletlerden öğrendiğimiz kadarıyla tapınaklarda gerçekleşen ayinlerde ve yılın belli dönemlerinde yapılan bayram kutlamalarında, müzik ve dans dinsel bir davranış şekliydi. Hititlerde sadece estetik haz için icranın ötesinde, müzik dinsel bir araçtı ve en başta gelen işlevi kült töreninin ritmini ve bölümlerini belirlemekti. Ayinin başlangıç ve bitim aşamaları, belirli müzik aletlerinin icrası ile sağlanırdı. Rahip ve rahibelerin okudukları dua ve şarkıların temposu da özellikle vurmalı çalgılarla belirlenirdi. Yine ayin sırasında yapılan danslarda da müzik vazgeçilmez bir eşlik aracıydı. Tapınakların sürekli temiz tutulması gibi müzik aletleri de temizlenir ve bakımdan geçerdi. Müzisyenler, bu açıdan toplumun saygı gören bir grubu olmalıdır.

Hitit müziğini oluşturan farklı kaynaklar vardır. Bunların başında Anadolu’nun yerli kültürleri özellikle de Hatti ve Hurri uygarlığı gelir. Çeşitli kültürlerin tanrıları ile ilgili kült törenlerinde Hattice, Hurrice, Luvice ve Palaca dua metinleri okunurdu. Tabletlerde, örneğin “ rahip şimdi de Hattice konuşuyor” gibi ibareler görülür. Bunun ardından Hattice bölüm gelirdi. Tüm bu dillere ait bilgilerimiz, Hititlerin işte bu metinlerinden gelmektedir. Bin Tanrılı Halk olarak anılan Hititlerin niceliksel tanrı zenginliği müzikal zenginliği de beraberinde getirmiştir. Anadolu mitolojisine ek olarak Mezopotamya uygarlıklarıyla harmanlanmış Hitit kültürü, bu güçlü bileşiminden dolayı devletsel bazda yıkılsa da “Geç Hitit” kentleriyle M.Ö. 7. Yüzyıla kadar varlığını korumuştur.

Hititler, Hatti ülkesine sadece tanrıları değil savaşta esir ettikleri insanları da (NAM.RA) getirmişlerdir. Bunların arasında elbette müzik icra eden kişiler de vardır ve bunlar tapınaklarda, saraylarda görevlendirilmiş olmalıdır.

Hititlerin bir nota sistemi kullanıp kullanmadığına dair herhangi bir kanıt ya da belge yoktur. Müzisyenliğin anne-babadan çocuklara geçen bir meslek olduğu sanılmaktadır. Bu da belirli törenlerde çalınıp söylenen belli melodilerin ezber yoluyla ve söz ve duaların da tabletlere yazılı olarak kuşaktan kuşağa aktarıldığı düşüncesini doğurmaktadır. Bu melodi ve şarkıların bazıları şunlardır :

·         Eski tanrıları çağırma şarkısı
·         Tanrının ayaklarını yıkama şarkısı
·         Fırtına Tanrısı şarkısı
·         Nineve İştar’ının güvercin şarkısı
·         Tissaruliya kenti şarkısı
·         Savaşın şarkısı

Arkeolojik belgelerden tespit edildiği kadarıyla Hitit müziğinde kullanılan çalgılar dört sınıfta toplanmaktadır:

1 ) Kordofonlar (Telli çalgılar) : Lutlar-Saplı lutlar, Lirler, Arplar
2 ) Aerofonlar (Üflemeli çalgılar) : Çoklu Obua-Çift borulu, Doğal trompet (boynuz)
3 ) İdyofonlar (Kendinden Ses Veren Vurmalı Çalgılar)  : Sallamalı idyofon (sistrum) ve simbal
4) Membranafonlar : Küçük ve büyük, deri gerili vurmalı çalgılar

Bu çalgıların tasvir edildiği önemli eserler, kabartmalı vazolardır. Bunların en ünlüsü İnandık Vazosu olarak bilinendir. Çankırı’nın 22 km. güneyindeki İnandıktepe höyüğünde bulunan eserin üzerindeki dört frizde canlandırılan kutsal evlilik töreninde çeşitli müzisyen ve akrobat-dansçılar betimlenmiştir. Sahnelerde göze çarpan çalgılar saplı lut, simbal, lir ve büyük boylu lirdir.

 

Aynı zamanda bu aletleri çalanlar da solo icradan öte bir grup, bir orkestra mantığı içinde bulunmaktadırlar. Vazodaki frizlerden anlaşılacağı üzere hayvan kurban etme, libasyon, evlilik gibi dini ritüellerde müzik her zaman başrol oynamaktadır.

Çorum’a 30 km. uzaklıkta bulunan Sungurlu ilçesine bağlı Yörüklü kasabasının 2-3 km. güneyinde bulunan Hüseyindede Tepesi, I. Hattuşili dönemine tarihlenen bir Hitit tapınağına ev sahipliği yapar. Burada yapılan kazılarda çeşitli tapınak odalarında kült vazoları ve libasyon kapları bulunmuştur. Bunların içinde en ilginç olanı Hüseyindede Vazosu olarak bilinen kaptır.Vazonun boyun kısmında bulunan frizde çok zengin figür ve devinim betimlemeleri bulunmaktadır.

Başta görülen, el ele tutuşmuş iki kadın ya da rahibe bir dans pozisyonu içindedir. Bu manzara bize pek yabancı gelmemektedir ve bu topraklarda binlerce yıldır “halay” oynandığına işaret etmektedir. Yine bu vazoda da simbal ve saplı lut çalan kişiler vardır. Frizdeki bir diğer önemli ayrıntı boğa üzerinde yapılan dans sahnesidir. Bu dans, boğanın üzerinde durma ya da üzerinden atlama şeklinde yapılmaktadır. Burada üç ayrı kişi veya bir kişinin üç ayrı devinim aşaması canlandırılmıştır. İkinci olasılık doğru gibidir ve olay bir film karesi gibi tasarlanmıştır. Betimlemeden, bu dansın bir ritm ve melodi eşliğinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Hitit müziği üzerine fikir sahibi olduğumuz bir diğer arkeolojik kaynak da kaya ve duvar kabartmalarıdır.

Zincirli : Gaziantap’te, Amanos Dağları’nın doğusunda bulunan bu höyük, Geç Hitit dönemi devletlerinden Sam’al Krallığı’nın başkentini barındırmaktadır. Sam’al, Asur etkilerinin görüldüğü, Hitit ve Arami kültürlerinin sentezlendiği bir coğrafyaydı. Sam’al krallarından Kilamuva’nın Fenikece yazdırdığı tarihçeden devletin kurucusunun Arami kökenli Gabbar olduğunu öğreniyoruz.
Zincirli’de İç Kale’de bulunan yapılardaki duvar kabartmalarından biri özellikle konumuzla ilgili son derece kusursuz bir işçilik sergiler.

 


Asur etkisi görülen kabartmada geçit töreni yapan bir müzik grubu tasvir edilmiştir. Önde farklı türdeki lir icracıları, arkada da küçük deri gerili vurmalı çalgı ( def benzeri) çalan müzisyenler bulunmaktadır.

Karatepe : Adana’nın Kadirli ilçesine 20 km. uzaklıkta bulunan kalenin, Demir Çağı’ndaki adı Azatiwataya’ydı. 1946 yılında Prof. Bossert ve Halet Çambel tarafından keşfedilmiştir. Eşsiz güzellikte birçok kabartmanın ve en önemlisi Fenikece ile Luvi hiyerogliflerinden oluşmuş çift dilli bir yazıtın bulunduğu Karatepe aynı zamanda Türkiye’nin ilk açık hava müzesidir. Bossert bu yazıt sayesinde, Anadolu hiyerogliflerinin çözümü konusunda epey yol kat etmişti.

Aşağıdaki rölyefte lir ve çift borulu-çifte obua eşliğinde iki dansçı tasvir edilmiştir. Dansçılardan büyük olanın yaptığı figür, günümüzdeki Anadolu folklorik danslarını çağrıştırmaktadır. Çifte obua çalan kişi kafasına “phorbeia” denen bir bant takmıştır. Kafanın arkasından geçerek, yanak ve dudakları  gergin tutan bu bant dudaklarından aynı miktarda havanın ve aletten aynı ses tonunun çıkmasını sağlardı.

Bu rölyefte de yine arkada vurmalı çalgının önde de lir ve çift borulu çalan müzisyenlerden oluşan bir grubun tören yürüyüşü betimlenmiştir.

Kargamış : Şuppiluliuma, Kargamış kentini ele geçirdikten sonra başına oğlu Piyassili (Şarrikuşuh)’yi geçirmişti. Başında Hitit hanedanına mensup kralların bulunduğu Kargamış, Hitit devleti çöktükten sonra da M.Ö.717’de  Pers kralı II. Sargon tarafından yıkılana kadar varlığını sürdürmüştür. Bugün Türkiye-Suriye sınırında bulunan kent mayınlı bölgede olduğu için ziyaretçilere kapalıdır.

Aşağıdaki rölyefte de saplı lut, çift borulu gibi çalgılar ile kısa figürün ellerinde kastanyeti andıran idyofonlar görülmektedir.

 

Yukarıdaki rölyefte boynuz (doğal trompet) üfleyen bir kişi ile deri gerili büyük membranafonu birlikte çalan figürler vardır. Boynuz çalmanın öteden beri bir olayı hatırlatma, bildirme, alarm verme gibi işlevleri vardır.

Bir ziyafet sahnesinin canlandırıldığı bu rölyefte ise lutun sapına belki de süsleme amaçlı bir püskülün takılı oldu gözlenmektedir.

Alacahöyük : Hitit başkenti Hattuşa’nın 25 km. kuzeydoğusunda bulunan bu höyük Anadolu ile ilgili en ünlü simgelere ev sahipliği yapar. Burası 1935 yılında, Türk Tarih Kurumu’nun ilk kazısını gerçekleştirdiği yerdir de. Türk Tarih Tezi’nin gündemde olduğu bir dönemde Hititleri araştırmak için burası seçilir. Ve kazılar ilerledikçe şaşırtıcı bir şekilde İlk Tunç Çağı ‘na (M.Ö. 3200-2000) ait bir kültürün izleri ortaya çıkar. Konumuza dönersek burada da Hitit müzik kültürü ile ilgili kabartmalar vardır.

Aşağıdaki rölyefte icracısının elindeki pena-mızraba bir iple bağlanmış olan saplı lut görülmektedir. Aletin formu bugünkü gitarlara neredeyse tamamen benzemektedir. Burada müzisyen bir kurban törenine eşlik etmektedir.

Alacahöyük’teki mezarlarda bulunan gömü hediyelerinin başında Hatti kültürüne ait güneş kursları olarak adlandırılmış sistrumlar gelir. Bunların sopaların ucuna takılarak çalınan müzik aletleri (sallamalı idyofon) olduğu sanılmaktadır. Bu objelerin üzerine takılmış bulunan zil gibi parçalar sallandığında bir ritm verecek şekilde dua ve ayinlerin temposunu belirlemede kullanılmış olabilir.

Elimizdeki arkeolojik belgelerden anlaşılacağı üzere Hititlerde müzik, dinsel davranışların bir parçasıydı. Ekonomik ve toplumsal hayatta da hep bu yönüyle ortaya çıkmaktadır. Tarımsal etkinliklerden, inşa faaliyetlerine, askeri seferlerden, ziyafet törenlerine kadar müzik daima tanrılarla iletişim kurmanın araçlarından biri olmuştur. Saf estetik haz ya da sanatsal bir amaç olmaktan öte müziğin işlevi dönemin diğer kültürlerinde de olduğu gibi doğa-üstü güçlerle insan arasındaki bağları tesis etmeye yönelik bir çabadır hep.

İnsan aklı, M.Ö. 6. Yüzyılda İyonyalı filozofların şahsında doğa-üstünden, doğanın kendisine yöneldiği an “felsefe” başlayacak bu da tüm diğer insani etkinlikleri dini dogmalardan özgürleştirecektir. Müzik de ancak böyle bir ortamda, estetik ve sanatsal bir kategori haline gelecektir.